Devlet Ana Anadolu’nun Köklerinden Yarınlara Bir Memleket Sevdası
Devlet Ana Anadolu’nun Köklerinden Yarınlara Bir Memleket Sevdası
İnsanlık tarihi, milletlerin coğrafyalar üzerinde kurduğu yapılarla doludur. Ancak Türk medeniyetini diğer tüm yapılardan ayıran, onu asırlar boyu ayakta tutan bir gizli şifre vardır: "Devlet Ana" kavramı.
Bizim medeniyetimizde devlet; soğuk bir bürokrasi ya da sadece kurallar bütünü değildir. Biz devlete "Ana" deriz.
Çünkü Türk kültürünün özünde devlet; şefkatle sarmalayan, adaletle büyüten, kimsesizin kimsesi olan bir ananın sıcaklığıdır.
Bu kavram, göçebe bozkırın çadırından tutun da cihan devletlerinin kuruluşuna kadar Türk adaletinin ve yaşatma idealinin en saf tezahürü olmuştur.
Kadim Topraklar ve Bitmeyen Vatan Bağı
Bu şefkat ve adalet kavramı, en güzel karşılığını Anadolu topraklarında bulmuştur. Anadolu, adı üstünde, anaların, "Anadolu" bir irfanın yurdudur.
Bu topraklar, üzerinde yaşayan her bir ferdi bağrına basan, besleyen bir ana kucağıdır.
Türk milletinin vatanı ile kurduğu bağ, işte bu yüzden koparılamaz. Bizim için vatan, üzerine basılan bir toprak değil, kutsal bir emanet, sığınılan bir ana ocağıdır.
Memleket sevdası da tam bu noktada başlar. Vatanı sevmek; onun üzerindeki her bir insanı bir ananın kendi evladını sakındığı gibi sakınmayı gerektirir.
Atatürk’ün Vizyonu ve Modern Devlet Ana
Türk milletinin bu bin yıllık "Devlet Ana" ve vatan sevdası ruhu, tarihin en karanlık döneminde yeniden vücut bulmuştur. Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Anadolu’nun bağrından çıkan o sarsılmaz iradeyle Türkiye Cumhuriyeti’ni kurduğunda, aslında bu topraklara kadim "Devlet Ana" karakterini modern bir vizyonla yeniden hediye etmiştir.
Atatürk’ün "Cumhuriyet, bilhassa kimsesizlerin kimsesidir" sözü, Türk devlet geleneğindeki o şefkat anlayışının çağdaş bir tanımıdır.
O, devleti yeniden halkın sığınağı ve koruyucusu haline getirmiştir.
Onun milletine olan sarsılmaz sevdası ve vatan bağı, bizlere bir memleketin nasıl yürekten sevileceğini öğretmiştir.
Köklerden Geleceğe Ulaşma İdeali
Bugün, bu köklü mirası ve memleket sevdasını omuzlarında taşıyan bir lider, bir Stratejik Gelişim Mimarı olarak ben, Hüseyin YILDIZ, sormak zorundayım:
Geleceğe yön veren yönetim yapıları, bu "Devlet Ana" şefkatinden bağımsız düşünülebilir mi?
Yönetimde Kurumsal Şefkat ve Adalet
Bir yönetici, sadece teknik işleri yürüten, binaları diken bir idareci olamaz. Yönetim mekanizması, vatandaşın kapısını çaldığı ilk yer, yani yereldeki "Devlet Ana" olmak zorundadır. Bir çocuk yatağa aç giriyorsa, bir anne geleceğe kaygıyla bakıyorsa, orada o kurumsal şefkat eksik kalmış demektir.
Bizim memleket sevdamız, kökünü Anadolu’nun o kadim irfanından, gücünü Mustafa Kemal Atatürk’ün sarsılmaz vizyonundan alır.
Hüseyin YILDIZ olarak inancım şudur ki; yönetim kademeleri sadece emretmek için değil, her bir haneye o adil, şefkatli ve kucaklayıcı "Devlet Ana" ruhunu yeniden getirmek için vardır.
Şefkatin İlk Kapısı: Yerel Yönetimler
Unutulmamalıdır ki belediyeler, Devlet Ana’nın bulunduğunuz, yaşadığınız yerdeki ilk elidir; vatandaşın devletle buluştuğu ilk kapısıdır.
Uzaklardaki bir otorite değil, sabah kapıdan çıktığınızda hakkını, hukukunu ve huzurunu emanet ettiğiniz en yakın sığınaktır.
Bu yüzden bir belediye, sadece imar planlarından ibaret bir kurum olamaz; her şeyden önce adaletin ve şefkatin ilk yuvası olmak zorundadır.
Çünkü memleket sevdası, lafla değil; insana hürmetle, gece gündüz sahada emek vermekle ve bu vatanın her bir ferdine hak ettiği değeri sunmakla ölçülür.
Köklerimiz sağlam, inancımız tam, sevdamız bu vatandır.
Hüseyin YILDIZ - Stratejik Gelişim Mimarı - Bağımsız Mezitli Belediye Başkan Adayı